NAMAZ KILANLARIN FAZİLETLERİ


Namâz kılmanın fazîletlerini ve namâz kılanlara verilecek
sevâbları bildiren hadîs-i serîfler çokdur. Abdülhak bin Seyfüddîn
Dehlevînin (Esi’at-ül-leme’ât) kitâbında, namâzın ehemmiyyetini
bildiren hadîs-i serîflerde buyuruluyor ki:
1 - Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” bildiriyor. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bes vakt nemâz ve
Cum’a nemâzı, gelecek Cum’aya kadar ve Ramezân orucu, gelecek
Ramezâna kadar yapılan günâhlara keffâretdirler. Büyük
günâh islemekden sakınanların küçük günâhlarının afvına sebeb
olurlar.) Arada islenilmis olan küçük günâhlardan kul hakkı bulunmıyanları
yok ederler. Küçük günâhları afv edilerek bitmis
olanların, büyük günâhları için olan azâblarının hafiflemesine sebeb
olurlar. Büyük günâhların afv edilmesi için tevbe etmek de
lâzımdır. Büyük günâhı yok ise, derecesinin yükselmesine sebeb
olurlar. Bu hadîs-i serîf, (Müslim)de yazılıdır. Bes vakt nemâzı
kusûrlu olanların afv olmasına, Cum’a nemâzları sebeb olur.
Cum’a nemâzları da kusûrlu ise, Ramezân orucları sebeb olur.
2 - Yine Ebû Hüreyre “radıyallahü anh” bildiriyor. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Kapısının önünde
akar su olan bir kimse, bu suda her gün bes kerre yıkansa, bedeninde
kir kalır mı?) Eshâb-ı kirâm, cevâb vererek, hayır hiç kir
kalmaz yâ Resûlallah dediler. (Bes vakt nemâz da böyledir. Bes
vakt nemâz kılanların küçük günâhlarını Allahü teâlâ yok eder)
buyurdu. Bu hadîs-i serîf, (Buhârî)de ve (Müslim)de yazılıdır.
3 -Abdüllah ibniMes’ûd “radıyallahü anh” diyor ki, birisi, yabancı
bir kadını öpmüsdü. Ya’nî, Ensârdan biri, hurma satıyordu.
Bir kadın, hurma almak için geldi. Kadına karsı hayvânî hisleri
hareket etdi. Evde dahâ iyisi var. Gel ondan vereyim dedi. Eve
gelince, kadını kucakladı, öpdü. Kadın, (Ne yapıyorsun Allahdan
kork!) dedi. O da, pismân oldu. Resûlullaha gelip, yapdıgını söyledi.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buna cevâb vermedi.
Allahü teâlâdan vahy bekledi. Sonra, bu zât nemâz kıldı. Allahü
teâlâ Hûd sûresinin yüzonbesinci âyetini gönderdi. Bu âyet-i
kerîmede meâlen, (Günün iki tarafında ve günes batınca nemâz
kıl! Iyilikler, kötülükleri elbette yok eder) buyuruldu. Günün iki
tarafı, ögleden evvel ve ögleden sonra demekdir. Ya’nî sabâh, ögle
ve ikindi nemâzlarıdır. Gündüze yakın olan gece nemâzı da,
aksam ve yatsı nemâzlarıdır. Bu âyet-i kerîmede, hergün bes vakt

nemâzın, günâhların afv edilmelerine sebeb oldukları bildirilmekdedir.
Bu zât, yâ Resûlallah! Bu müjde yalnız benim için midir?
Yoksa bütün ümmet için midir, dedi. (Bütün ümmetim içindir)
buyurdu. Bu hadîs-i serîf, iki Sahîhde de yazılıdır.
4 - Enes bin Mâlik “radıyallahü anh” diyor ki, bir kimse Resûlullaha
“sallallahü aleyhi ve sellem” gelip, (Had cezâsı verilecek
bir günâh isledim. Bana had cezâsı vur!) dedi. Resûlullah,
ne günâh islemis oldugunu buna sormadı. Nemâz vakti geldi.
Berâber kıldık. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” nemâzı
bitirince, bu zât kalkdı ve (Yâ Resûlallah “sallallahü aleyhi ve
sellem”! Ben, had cezâsı yapılacak bir günâh isledim. Allahü teâlânın
kitâbında emr olunan cezâyı bana yap!) dedi. (Sen bizimle
berâber nemâz kılmadın mı?) buyurdu. Evet kıldım dedi.
(Üzülme, Allahü teâlâ günâhını afv eyledi!) buyurdu. Bu hadîs-i
serîf, iki temel kitâbda yazılıdır. Bu zât, had lâzım olan büyük
günâh isledigini zan etmisdi. Nemâz kılınca afv olması, bunun
küçük günâh oldugunu göstermekdedir. Yâhud had demesi, küçük
günâhların karsılıgı olan (Ta’zîr) cezâsı idi. Ikinci sorusunda,
(Had cezâsı yap!) dememesi de, böyle oldugunu gösteriyor.
5 - Abdüllah ibni Mes’ûd “radıyallahü anh” diyor ki, Allahü
teâlânın en çok hangi ameli sevdigini Resûlullahdan “sallallahü
teâlâ aleyhi ve sellem” sordum: (Vaktinde kılınan nemâz) buyurdu.
Ba’zı hadîs-i serîflerde ise, (Evvel vaktinde kılınan nemâzı
çok sever) buyurulmusdur. Ondan sonra hangisini çok sever
dedim. (Anaya-babaya iyilik yapmayı) buyurdu. Bundan
sonra da hangisini çok sever dedim. (Allah yolunda cihâd etmeyi)
buyurdu. Bu hadîs-i serîf de, iki Sahîh kitâbda yazılıdır. Baska
bir hadîs-i serîfde, (Amellerin en iyisi, yemek yidirmekdir)
buyuruldu. Bir baskasında, (Selâm vermeyi yaymakdır.) Bir
baskasında ise, (Gece, herkes uykuda iken nemâz kılmakdır)
buyurulmusdur. Baska bir hadîs-i serîfde, (En kıymetli amel,
elinden ve dilinden kimsenin incinmemesidir.) Bir hadîs-i serîfde
de, (En kıymetli amel, cihâddır) buyuruldu. Bir hadîs-i serîfde,
(En kıymetli amel, hacc-ı mebrûrdur.) Ya’nî, hiç günâh islemeden
yapılan hacdır buyuruldu. (Allahü teâlâyı zikr etmekdir)
ve (Devâmlı olan ameldir) hadîs-i serîfleri de vardır. Süâli
soranların hâllerine uygun, çesidli cevâblar verilmisdir. Yâhud,
zemâna uygun cevâb verilmisdir.Meselâ, islâmiyyetin baslangıcında,
amellerin en efdali, en kıymetlisi cihâd idi. [Zemânımızda,
amellerin en efdali, yazı ile, nesriyyât ile, kâfirlere, mezhebsizlere cevâb vermek,

Ehl-i sünnet i’tikâdını yaymakdır. Böyle
cihâd edenlere, para ile, mal ile, beden ile yardım edenler de
bunların kazandıkları sevâblara ortak olurlar. Âyet-i kerîmeler,
hadîs-i serîfler, nemâzın, zekâtdan, sadakadan dahâ kıymetli oldugunu
gösteriyor. Fekat, ölüm hâlinde bulunana birsey verip,
ölümden kurtarmak, nemâz kılmakdan dahâ kıymetli olur.]
6 - Câbir bin Abdüllah haber veriyor: Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Insan ile küfr arasındaki sınır, nemâzı
terk etmekdir.) Çünki nemâz, insanı küfre varmakdan koruyan
perdedir. Bu perde aradan kalkınca kul küfre kayar. Bu
hadîs-i serîf, (Müslim)de yazılıdır. Bu hadîs-i serîf, nemâzı terk
etmenin çok fenâ oldugunu gösteriyor. Eshâb-ı kirâmdan çok
kimse, nemâzı özrsüz terk eden kâfir olur dediler. Sâfi’î ve mâlikî
mezheblerinde kâfir olmaz ise de öldürülmesi vâcibdir. Hanefî
mezhebinde, nemâz kılıncaya kadar habs olunur ve dövülür.
7 - Übâde bin Sâmit “radıyallahü anh” haber veriyor. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Allahü teâlâ
bes vakt nemâz kılmagı emr etdi. Bir kimse, güzel abdest alıp,
bunları vaktinde kılarsa ve rükû’larını, husû’larını temâm yaparsa,
Allahü teâlâ, onu afv edecegini söz vermisdir. Bunları
yapmıyan için söz vermemisdir. Bunu, isterse afv eder, isterse
azâb yapar.) Bu hadîs-i serîfi, Imâm-ı Ahmed, Ebû Dâvüd ve
Nesâî bildirmislerdir. Görülüyor ki, nemâzın sartlarına, rükû’
ve secdelerine dikkat etmek lâzımdır. Allahü teâlâ sözünden
dönmez. Dogru dürüst nemâz kılanları muhakkak afv eder.
8 - Ebû Emâme-i Bâhilî “radıyallahü anh” bildiriyor. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bes vakt nemâzınızı
kılınız! Bir ayınızda oruc tutunuz! Mallarınızın zekâtını
veriniz! Basınızda olan âmirlere itâ’at ediniz. Rabbinizin Cennetine
giriniz.) Görülüyor ki, hergün bes vakt nemâz kılan ve
Ramezân ayında oruc tutan ve malının zekâtını veren ve Allahü
teâlânın yeryüzünde halîfesi olan âmirlerin islâmiyyete uygun
emrlerine itâ’at eden bir müslimân, Cennete gidecekdir.
Bu hadîs-i serîfi, imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî bildirmislerdir.
9 - Eshâb-ı kirâmın meshûrlarından Büreyde-i Eslemî “radıyallahü
anh” haber veriyor. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
buyurdu ki, (Sizinle aramızda olan ahd, nemâzdır. Nemâzı
terk eden kâfir olur.) Görülüyor ki, nemâz kılanın müslimân
oldugu anlasılır. Nemâza ehemmiyyet vermiyen, nemâzı birinci

vazîfe kabûl etmedigi için kılmıyan kâfir olur. Bu hadîs-i serîfi
imâm-ı Ahmed ve Tirmüzî ve Nesâî ve Ibni Mâce bildirdi.
10 - Ebû Zer-i Gıfârî “radıyallahü teâlâ anh” diyor ki, sonbehâr
günlerinden birinde, Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem”
ile berâber sokaga çıkdık. Yapraklar dökülüyordu. Bir
agaçdan iki dal kopardı. Bunların yaprakları hemen döküldü.
(Yâ Ebâ Zer! Bir müslimân Allah rızâsı için nemâz kılınca, bu
dalların yaprakları döküldügü gibi, günâhları dökülür) buyurdu.
Bu hadîs-i serîfi imâm-ı Ahmed haber verdi.
11 - Zeyd bin Hâlid Cühemî haber veriyor. Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bir müslimân, dogru olarak
ve husû’ ile iki rek’at nemâz kılınca, geçmis günâhları afv
olur.) Ya’nî küçük günâhlarının hepsi afv olur. Bu hadîs-i serîfi
Imâm-ı Ahmed “rahime-hullahü teâlâ” bildirdi.
12 - Abdüllah bin Amr ibni Âs “radıyallahü teâlâ anhümâ”
haber veriyor. Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu
ki, (Bir kimse, nemâzı edâ ederse, bu nemâz kıyâmet günü nûr
ve burhân olur ve Cehennemden kurtulmasına sebeb olur. Nemâzı
muhâfaza etmezse, nûr ve burhân olmaz ve necât bulmaz.
Kârûn ile, Fir’avn ile, Hâmân ile ve Übey bin Halef ile birlikde
bulunur.) Görülüyor ki, bir kimse, nemâzı farzlarına, vâciblerine,
sünnetlerine ve edeblerine uygun olarak kılarsa, bu nemâz,
kıyâmetde nûr içinde olmasına sebeb olur. Böyle nemâz kılmaga
devâm etmezse, kıyâmet günü adı geçen kâfirlerle berâber
olur. Ya’nî, Cehennemde siddetli azâb çeker. Übey bin Halef,
Mekke kâfirlerinin azgınlarından idi. Uhud Gazâsında, Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek eli ile onu Cehenneme
gönderdi. Bu hadîs-i serîfi, imâm-ı Ahmed ile Beyhekî ve
Dârimî bildirmislerdir.
13 - Tâbi’înin büyüklerinden Abdüllah bin Sakîk “rahimehullahü
teâlâ” diyor ki, (Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm”,
ibâdetler içinde, yalnız nemâzı terk etmenin küfr olacagını söylediler.)
Bunu, Tirmüzî bildirdi. Abdüllah bin Sakîk, Ömerden,
Alîden, Osmândan ve Âiseden “radıyallahü anhüm” hadîs-i serîfler
rivâyet etmisdir. Hicretin yüzsekiz senesinde vefât etdi.
14 - Ebüdderdâ “radıyallahü anh” diyor ki, çok sevdigim bana
dedi ki, (Parça parça parçalansan, atesde yakılsan bile, Allahü
teâlâya hiçbir seyi serîk yapma! Farz nemâzları terk etme!
Farz nemâzları bile bile terk eden müslimânlıkdan çıkar. Serâb

içme! Serâb, bütün kötülüklerin anahtarıdır.) Görülüyor ki, farz
nemâzlara aldırıs etmeyip terk eden kâfir olur. Tenbellikle terk
eden kâfir olmaz ise de büyük günâh olur. Islâmiyyetin bildirdigi
bes özrden biri ile fevt etmek günâh degildir. Serâb ve alkollü
içkilerin hepsi aklı giderir. Aklı olmıyan her kötülügü yapabilir.
15 - Alî “radıyallahü anh” haber veriyor. Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Yâ Alî! Üç seyi yapmagı gecikdirme:
Vakti gelince, nemâzı hemen kıl! Cenâze hâzırlanınca,
nemâzını hemen kıl! Bir kızın küfvünü bulunca, hemen evlendir!)
Bu hadîs-i serîfi Tirmüzî “rahime-hullahü teâlâ” bildirdi.
Cenâze nemâzını gecikdirmemek için, mekrûh olan üç vaktde
de kılmalı.
[Görülüyor ki, kadını, kızı küfvüne, ya’nî dengine vermek lâzımdır.
Küfv demek, zengin olmak, ma’âsı çok olmak demek degildir.
Küfv olmak, erkegin sâlih müslimân olması, Ehl-i sünnet
i’tikâdında olması, nemâz kılması, içki içmemesi, ya’nî islâmiyyete
uyması ve nafaka kazanacak kadar is sâhibi olması demekdir.
Erkegin, yalnız zengin olmasını, apartman sâhibi olmasını
isteyenler, kızlarını felâkete sürüklemis, Cehenneme atmıs olurlar.
Kızın da nemâz kılması, bası, kolu açık sokaga çıkmaması,
mahrem olmıyan akrabâsı ile dahî yalnız kalmaması lâzımdır.]
16 - Abdüllah ibni Ömer “radıyallahü anhümâ” haber veriyor.
Resûlullah “sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Nemâzlarını
vaktleri gelince hemen kılanlardan Allahü teâlâ râzı
olur. Vaktlerinin sonunda kılanları da afv eder.) Bu hadîs-i serîfi
Tirmüzî “rahime-hullahü teâlâ” bildirdi.
Sâfi’î ve hanbelîde, her nemâzı, vaktinin evvelinde kılmak
efdaldir.Mâlikî mezhebi de buna yakındır. Ancak, çok sıcakda,
yalnız kılanın, ögleyi gecikdirmesi efdal olur. Hanefî mezhebinde,
sabâh ve yatsı nemâzlarını gecikdirmek ve sıcak zemânlarda
ögleyi, hava serinleyince kılmak efdaldir. [Fekat ögleyi, imâmeyn
kavline göre, ikindi vakti girmeden ve ikindiyi ve yatsıyı
da, Imâm-ı a’zama göre, vakti girince kılmak iyi olur, ihtiyâtlı
olur. Takvâ ehli olanlar, her islerinde ihtiyâtlı olurlar.]
17 - Ümm-i Ferve “radıyallahü anhâ” haber veriyor. Resûlullaha
“sallallahü aleyhi ve sellem” hangi amelin efdal oldugu soruldu.
(Amellerin efdali, vaktinin evvelinde kılınan nemâzdır)
buyurdu. Bu hadîs-i serîfi, imâm-ı Ahmed, Tirmüzî ve Ebû Dâvüd
“rahime-hümullahü teâlâ” bildirdiler. Nemâz, ibâdetlerin en

üstünüdür. Vakti girer girmez kılınca, dahâ üstün olmakdadır.
18 - Âise “radıyallahü anhâ” diyor ki, (Resûlullahın “sallallahü
teâlâ aleyhi ve sellem” nemâzını âhır vaktinde kıldıgını, iki
def’a görmedim.)
19 - Ümm-i Habîbe “radıyallahü anhâ” haber veriyor. Resûlullah
“sallallahü aleyhi ve sellem” buyurdu ki, (Bir müslimân
kul, her gün, farz nemâzlardan baska, on iki rek’at, tetavvu’ olarak
nemâz kılarsa, Allahü teâlâ ona Cennetde bir kösk yapar.)
Bu hadîs-i serîf (Müslim)de yazılıdır. Görülüyor ki, hergün bes
vakt farz ile kılınan sünnet nemâzlara Resûlullah “sallallahü
aleyhi ve sellem” tetavvu’, ya’nî nâfile nemâz demekdedir.
20 - Tâbi’înin büyüklerinden Abdüllah bin Sakîk “rahimehullahü
teâlâ” diyor ki, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem”
tetavvu’ nemâzlarını, ya’nî nâfile nemâzlarını, hazret-i Âiseden
“radıyallahü anhâ” sordum. (Ögle farzından evvel dört,
sonra iki, aksamın ve yatsının farzlarından sonra iki, sabâh nemâzlarının
farzından evvel iki rek’at kılardı) dedi. Bu haberi,
Müslim ve Ebû Dâvüd “rahime-hümallahü teâlâ” bildirdiler.
21 - Âise “radıyallahü anhâ” dedi ki, (Resûlullahın “sallallahü
aleyhi ve sellem” nâfile ibâdetlerden en çok devâm etdigi,
sabâh nemâzının sünneti idi.) Bu haber, (Buhârî)de ve (Müslim)
de yazılıdır. Âise “radıyallahü anhâ”, bes vakt nemâzda kılınan
sünnet nemâzlara, nâfile nemâz demekdedir.
[Büyük islâm âlimi, sapıklara, mezhebsizlere karsı Ehl-i sünnetin
en kuvvetli hâmîsi, Allahü teâlânın seçdigi dîni yayan,
bid’atleri yıkan büyük mücâhid, Imâm-ı Rabbânî müceddid-i
elf-i sânî Ahmed bin Abdül-ehad Fârûkî Serhendî “rahmetullahi
aleyh”, islâm dîninde bir benzeri yazılmamıs olan, (Mektûbât)
kitâbının birinci cildi, yirmidokuzuncu mektûbunda buyuruyor
ki:
Allahü teâlânın râzı oldugu isler, farzlar ve nâfilelerdir. Farzların
yanında nâfilelerin hiç kıymetleri yokdur. Bir farzı vaktinde
kılmak, bin sene, durmadan nâfile ibâdet yapmakdan dahâ
kıymetlidir. Her çesid nâfile, meselâ nemâz, zekât, oruc, ömre,
hac, zikr, fikr, hep böyledir. Hattâ bir farzı yaparken, bunun sünnetlerinden
bir sünneti ve edeblerinden bir edebi yapmak da,
baska nâfileleri yapmakdan kat kat dahâ kıymetlidirler. Emîr-ülmü’minîn
Ömer-ül-Fârûk “radıyallahü anh”, birgün sabâh nemâzını
kıldırınca, cemâ’at arasında birisini göremeyip sebebini

sordukda, o her gece nâfile ibâdet yapıyor. Belki uyumus, cemâ’ate
gelememisdir dediler. (Bütün gece uyusaydı da, sabâh
nemâzını cemâ’at ile kılsaydı, dahâ iyi olurdu) buyurdu. Görülüyor
ki bir farzı yaparken, edeblerinden bir edebi yapmak ve bir
mekrûhundan sakınmak, zikr, fikr ve murâkabadan katkat dahâ
kıymetlidir. Evet bunlar, o edebleri yapmakla ve mekrûhlardan
sakınmakla berâber yapılırsa, elbet çok fâideli olurlar. Fekat onlarsız
olunca, birseye yaramazlar. Bunun gibi, bir lira zekât vermek,
binlerce lira nâfile sadaka vermekden dahâ iyidir. O bir lirayı
verirken bir edebini gözetmek, meselâ, yakın akrabâya vermek
de o nâfile sadakadan katkat dahâ iyidir. [Gece nemâzı kılmak
istiyenlerin kazâ kılmaları lâzım oldugu buradan anlasılmakdadır.
Allahü teâlânın emrlerine (Farz), yasaklarına (Harâm),
Peygamberimizin emrlerine (Sünnet), yasaklarına (Mekrûh),
bunların hepsine (Ahkâm-ı islâmiyye) denir. Güzel ahlâk
sâhibi olmak, insanlara iyilik etmek farzdır. Ahkâm-ı islâmiyyenin
bir hükmüne inanmıyan, begenmiyen (Kâfir), (Mürted) olur.
Hepsine inanana (Müslimân) denir. Tenbellikle ahkâm-ı islâmiyyeye
uymıyan müslimâna (Fâsık) denir. Bir farza, bir harâma
uymıyan fâsık, Cehenneme gidecekdir. Bunun yapdıklarının hiçbiri
ve sünnetleri kabûl olmaz, sevâb verilmez. Bir lira zekât vermiyenin
milyonlar vererek yapdıgı hayrâtların ve hasenâtların
hiçbiri kabûl olmaz. Yapdıgı câmi’lere, mekteblere, hastahânelere,
hayr cem’ıyyetlerine yapdıgı yardımlara sevâb verilmez. Yatsı
nemâzını kılmıyanın terâvîh nemâzı kabûl olmaz. Farzlardan
ve vâciblerden baska yapılan ibâdetlere (Nâfile) denir. Sünnetler
nâfile ibâdetdir. Bu ta’rîfe göre, kazâ nemâzları kılan, sünnet de
kılmıs olur. Bir farzı yapmanın, bir harâmdan sakınmanın sevâbı,
milyonlarca nâfile sevâbından çokdur. Bir farzı yapmıyan, bir
harâm isleyen, Cehennemde yanacakdır. Nâfile ibâdetleri, onu
Cehennemden kurtaramaz. Ibâdetlerde yapılan degisikliklere
(Bid’at) denir. Ibâdet yaparken bid’at islemek harâmdır ve ibâdetin
bozulmasına sebeb olur. [245.ci sahîfeye bakınız!] Hadîs-i
serîfde (Bid’at isleyenin hiçbir ibâdeti kabûl olmaz) buyuruldu.
Fâsıkın, meselâ karısı, kızı tesettür yapmıyan kimsenin ve bid’at
sâhibinin, meselâ ibâdetlerde ho-parlör kullanan kimsenin arkasında
nemâz kılmamalı, va’zlarını, din üzerindeki uydurma nutklarını
dinlememeli, kitâblarını okumamalıdır. Dosta da, düsmana
da güler yüz, tatlı dil göstermeli, hiç kimse ilemünâkasa etmemelidir.
Hadîs-i serîfde (Ahmaka cevâb verilmez) buyuruldu.

Ibâdetler, kalbin temizligini artdırır. Günâhlar kalbi karartır,
feyzleri alamaz olur. Her müslimânın, îmânın sartlarını ve farzları
ve harâmları ögrenmesi farzdır. Bilmemesi özr degildir. Ya’nî
bilip de inanmamak gibidir.] (Mektûbât) kitâbı fârisîdir. Tercemesi
burada temâm oldu. Imâm-ı Rabbânî hazretleri, 1034 [m.
1624] senesinde, Hindistânda, Serhend sehrinde vefât etdi.

.
.
Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !